Pleasantville, siyah-beyaz tonların egemenliğindeki, küçük ve kendine yeten bir kasabadır. Kasabanın insanları müthiş bir ahenk ile birbirlerine bağlıdırlar. Bu kasabada asla kötülük hüküm sürmeyecek gibidir. Ancak ortada bir problem vardır: Pleasantville, bir televizyon dizisinin kurguladığı bir kasabadır. David ise bir 90’lar çocuğudur. Hayatına dair en büyük hobisi Pleasantville’i izlemek ve dizi hakkındaki her şeyi bilmektir. Bir gün esrarengiz bir televizyon tamircisi, David’in evine tuhaf bir televizyon kumandası bırakır. David, bu kumanda sayesinde ablası Jennifer’ı da yanlışlıkla yanına alarak Pleasantville’in içerisine girmeyi başaracaktır. Gary Ross’un özellikle teknik dallarda Oscar’a aday olan filmi büyük bir beğeni toplayıp kült mertebesine ulaşmıştı. Filmin başrollerinde ise Tobey Maguire, Reese Witherspoon, Jeff Daniels, William H. Macy ve Joan Allen gibi ünlü simaları görmek mümkün.
13 yaş altı izleyici kitlesi aile eşliğinde izleyebilir.
Hiçbir şeyi bilmeyen bir topluma her şeyi öğrettiğiniz vakit öğrendikleri vakit kaos çıkar. İşte o zaman kötülüğün de iyiliğin de hesabı yapılır. Tv'de mükemmel bir aile ve çevre resmediliyor. Hayatları basit ve sıradan. Çok basit ve sıradan. Yalan yok. Tutku yok. Bilgi yok. Tolstoy bir öyküsünde bundan bahsetmişti. Şeytan bilimi de ben icat ettim. Tutkuyu ihtirası yalanı kibiri hırsı oburluk tembellik... TV dizisi 7 büyük günahtan soyutlanmış mükemmel bir evren iken cennetten kovulan Havva ve adem gibi (bunlar filmdeki kardeşler) yeryüzüne (TV dizisine) sürülür. Ve bunlar günaha bulanmış halleriyle yeryüzünü bozguna uğratır siyah beyaz iken bunları öğrendikçe (iyiyi kötüyü) renklenmeye başlıyor düzen alt üst kıyamete yaklaşıyorlar. Neyse kısaca çok güzel tokat gibi bir film muhteşem işlenmiş ince detaylar karakter gelişimleri mantık hatasına yer olmayan replikleriyle mükemmel bir başyapıt ilk günah işlendiğinde kırmızı bir gül dikkat cekiyor tutku ve yasağı temsil eder bu. Siyah beyaz masumiyetti çünkü anne renklendiğinde kimsenin yüzüne bakamam demişti yapmamak gereken şeyi yaptı bundan utanç duydu bu evrende utanç nedir bilen yoktu. Evrendeki insanlar masumetlerini de kaybediyorlardı yavaş yavaş bunu renk alarak göstermeyi tercih etmiş yönetmen
Filmde Fahrenheit 451'den ırkçılığa kadar önemli bazı şeylere atıfta bulunulmuş. Filmin mükemmel ötesi bir felsefesi var size bunu siz fark etmeden yediriyor. Tabiki de siz filmde yaşanan "ne oluyor a-", "Oa çok akıllıca!" vb. daha nicesi şeye (size önemli gelsin yeter. Basit şeyler bile yorumlanasıdır) "Aslında" diyerek yorum yaparak izlediğiniz o soruların, o felsefenin farkında bir şekilde izliyorsunuz. En önemlisi ve güzeli de şöyle bir durdurup hiç de felsefe yapılması gibi görünmeyen bu filme bir minik yorum yaptığınızda kendinizi "bu soruyu hiç ciddili ciddili sormamıştım" derken buluyorsunuz. Ancak bu soruları soran biriyseniz cevabını bulması pek zor olmayacak, ha yok normalde de hayatı sorgulamayan biriyseniz zaten sormayacak ve - dolaylı yoldan da- cevabını bulmak için uğraşmayacaksınız. Kısacası film iki türlü de çok sarıyor, çok zevk veriyor, "hayır aga" ya da "bence de abi" diyeceğiniz anlar sunuyor. Benim felsefe felsefe diye konuştuğuma bakmayın. Eğer "öyle bir film izlemek istemiyorum, öyle çok sorgulama yapmak istemiyorum" derseniz de çok rahat ve zevkli şekilde izleniyor. Bir de söylemeden geçmeyeyim, aile yanında izlemeyin. Biliyorsunuz aile yanında tek bir öpücük damlası bile sanki filmi siz çekmişsiniz, hatta o öpücüğü siz vermişsiniz gibi bir durumun içine sokar sizi. O yüzden, yapmayın etmeyin guzum
Aynı şey değil bu evrende hiçbir şey yasak değildi bilmediklerini öğrenmeye başladılar saf ve masumiyeti temsil eder siyah beyaz basittir oldukça basit bu evren öğrenmeye başladığında renkleniyorlar bu da masumiyeti basitliği kaybettikleri anlamına gelir
Sitede filmi fazla kişi keşfetmemiş sanırım. Bİlimkurgu filmi önerileri içeren bir Youtube videosunda denk geldim.
Güzeldi
muazam ötesi bir film