Portekizli göçmen Aurora, Edinburgh'daki bir depoda sipariş toplayıcı olarak çalışıyor. Büyük bir dağıtım merkezinin dört duvarı arasında ve yalnız odasında sıkışmışken, kimliğini tehdit eden yabancılaşma ve yalnızlıkla başa çıkmak için her fırsatı değerlendirmeye çalışıyor.
Süre
101 dakika
İzlenme
9,299 izlenme
Türler
Kategori
bunalımda ve çaresiz bir kadının hayatı ama film genel anlamda gereksiz bir film.
Yalnızlık ve çaresizlik. Duygu aktarımı güzel kurgulanmış. Herkes haline şükretsin!
Filmde, kapitalist sistemin acımasızlığı işlenirken, göçmenliğin sadece geçim meselesinden ziyade,sosyal hayattan kopuş, kimlik bunalımı ve yaşanan yalnızlık, yabancı bir ülkede var olmaya çalışmanın, dar bir ortamda kalmanın ve aidiyet duygusunu yitirmenin sıkıntısı film boyunca hissettiriliyor...Kısacası o iş yerinde çalışan bireylerin durumu,adeta dijital iş ortamının getirdiği yüz binlerce karton kutu gibi duruyor...Bu filmi izlerken Ken Loach'un "Sorry We Missed You (2019) Üzgünüz, Size Ulaşamadık" filmi aklıma geldi.Bahsettiğim bu film daha da gerçekçi,içinde boşluklar barındırmayan,tutarlı sekans geçişleri olan başarılı bir film .Teşekkürler,iyi seyirler.
Cok durgun ama cok sey anlatan bir film. Tatliya olan duskunlugu gibi bazi detaylar ise insana resmen kendisini sorgulattiriyor.
Yalnızlık ve onunla gelen ruhsal sıkıntılar sarmalı...
14:53 beko markasını görmek güzeldi, zira zamanlama manidar...
Aurora’nın ekranı aşağı doğru kaydırması, depodaki ürünleri barkod okuyucuyla taramasıyla aynı ritimdedir. Her ikisi de sonu gelmeyen, mekanik ve aslında hiçbir yere varmayan eylemlerdir.
Film kapitalizmin, insani duyguları nasıl maniple ettiğini son derece objektif tavrıyla gözler önüne ustaca sermiş. Haftanın çalışanı seçilene kutudan bir tane çikolata alma hakkı, dizi izlemek dışında eğlence şansı olmayan yalnız gençler, nasıl intihar edeceğini tartışan iş arkadaşları. Bu dünyada sadece iki tür insan olduğunu gayet net anlatmış. Mahkum olanlar ve özgür doğanlar. İstemediği bir hayatı yaşamaya zorlanan gencecik insanların nasıl adım adım derin bir yalnızlık ve mutsuzluğa sürüklendiğini, arkadaşının öldüğünü öğrendiğinde yemek masasında kaçan iştahına rağmen yemek zorunda olduğunu (çünkü iş yerinde bir saat sonra moralin düzelince yiyemezsin), insani duyguların bile bazılarına lüks olduğunu görebilirsiniz. Kısacası bizi dışarıdan bir gözle anlatıyor. ki bu çok önemli ve kalıcı bir görsellik sunuyor. Not : Fransız filminde Beko marka çamaşır makinesi görmek te ayrı bir tebessüm sebebi. Dram sevmeyenlere önermiyorum ve z kuşağının dünya düzenini değiştireceğini umuyorum. Biz yapamadık kusura bakmayın.
maniple değil "manipüle isim, Fransızca manipulé “Yönlendirmek” anlamında manipüle etmek, “yönlendirilmek” anlamında manipüle olmak birleşik fiillerinde kullanılan bir söz... bakınız tdk
Takdire şayan buldum yorumunuzu...
Gördüğünüz tüm insanların yüzde 80'i bu hayatı yaşıyor, bu yalnızlık, yetersizlik ve manasılzlığın içinde neredeyse herkes, fight club'da dediği gibi "koca bir nesil benzin pompalıyor" 8 silindirli doyumsuz bir kaslı Amerika'n aracını doyurmaya çalışıyor herkes, yüzde 20 engelliler, emekliler ve tabii ki zenginler. Emeklilere bile artık o elit gruba dahil olamıyor, imkanı olanların delirmesi ya da terkü diyar etmeleri belki de en iyisi... Film bu yüzyılın dertlerine en karamsar yerinden parmak basıyor.
taktire şayan buldum yorumunuzu
dakka bir gol 1 çikolata yerken ağzıyla sevişiyor sanki. korelimisin sen bacım o nasıl ağız şapırtısı zor bela geçtim sahneyi baktım yemek yicek direk kapattım