New Yorklu, kalbi kırık bir kadın aşkı bulma umuduyla Londra'ya taşınınca tipik romantik kahramanlara hiç ama hiç benzemeyen bağımsız bir müzisyene âşık olur. Jessica (Megan Stalter) otuzlu yaşların ortasında New Yorklu bir işkoliktir. Sonsuza dek süreceğini zannettiği ilişkisi bitmiş ve tanıdığı herkesten yavaş yavaş uzaklaşmıştır. New York'ta herkes onun ne kadar yanlış davrandığıyla ilgili bir hikâye anlatırken tek çözüm, Londra'da bir iş bulup Bronte kardeşler gibi münzevi bir yaşam sürmektir. Ama uzak durulması gereken biri olduğunu bağıran Felix'le (Will Sharpe) tanışınca işler değişir. Bu durum çözümden çok soruna yol açsa da Jessica aralarındaki sıra dışı bağı görmezden gelemez. Şimdi kendilerine şu soruyu sormalarının zamanı gelmiştir: Amerikalılar ile İngilizler aynı dili mi konuşur gerçekten?
Süre
0 dakika
İzlenme
13,403 izlenme
Aralarındaki şeyde büyülü anlar vardı ama sonlara doğru çoğu şey battı. Gerçi "yanlış zaman" ve "travma" etkisiydi okey ama yinede o baştaki etkisi kayboldu gibi hissettim. Adam huy ve karakter olarak hatta kadına davranışı açısından green flag ama haraketleri hep red flagtı. Kadına karşı değilde dışarıya karşı. Kadın desen hakeretlerinde bile red flag dolu birisi. Bunu en basit böyle anlatabiirim diye böyle yazdım :) Yinede aralarındaki o "doğru" şeyi hissediyorsunuz. Travmaları yüzünden batırmışlardı. Bence sonundaki kadar kolay toplamamaları gerekiyor. O batan şey sonrası müthiş dram kasılırdı. O kısım aceleye geldi.